KARİKATÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARİKATÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2011 Pazar

ASİ’DEN GAZİ’YE KARİKATÜRLERDE ATATÜRK (1919–1938)

    

   Okuma alışkanlığının erken yaşlarda çocuk ve öğrencilere nasıl kazandırılacağını bizlere şair, akademisyen ve yazarların çocukluk hayatını anlattığı bazı söyleşi ve hatıra kitapları çok güzel anlatır.[1] Özellikle de taşrada çocukluğu geçen önemli sayıdaki yazarın anılarını dikkate aldığımızda, uğraş alanlarının darlığı, etkinliklerin yok denilecek kadar sınırlı olduğu çevrede kitaba sarıldıklarını ve kitabı bir daha ellerinden bırakmadıklarını yazarlar beyan eder. Yazarlar, kitaplar sayesinde ulaşılamayan dünyaya gedik açtıklarını belirtir. Buradan hareketle hayallerindeki ülke ve dünyanın önemli şehir, fikir ve devlet adamı, sanatçıları ile arkadaşlık ve dostluk kurduklarını söyler. Tabi söylemeyi unutmayalım söz konusu dönemler daha her eve televizyonun girmediği yıllardır. Her türlü iletişim araçlarının, oyun ve vakit öldürme aracı olarak kullanıldığı günümüzde o yazarların böylesi bir çocukluk geçirmesi söz konusu olsaydı acaba yine de kitap okuma alışkanlığını kazanabilir miydi? sorusunu zaman zaman kendimize sorduğumuzda tereddütsüz evet cevabını veremeyiz herhalde.[2]

     Görselliğin ön plana çıktığı, herkesin koşturmaca seline kendini attığı günümüzde kitaplar ve okurlar da bundan nasibini aldı. Nüfusa göre basılan kitap sayısında eğitim seviyesi artmasına rağmen oldukça düşüşler yaşandı. Kitapevleri özellikle de Anadolu’dan teker teker kovuldu. Hal böyle olunca ister istemez okur profili de değişti. Kitap okumanın öneminin farkında olan ama bir türlü okuma alışkanlığı kazanamamış Türkiye’de ciddi bir okur adayı kitlesi olduğunu düşünüyorum. Bunların kitap ile yollarının kesişmesi için başta yazar ve yayıncılara önemli görevler düşüyor. Kitapların ilgi çekici, albenili hale getirmeye yönelik görsel unsurları isabetli bir şekilde kullanması gerekir. Böylesi bir yaklaşımla kitabın isminden, kapak resmine kadar ciddi emek harcandığında bahse konu olan bu okur adaylarının en azından bazılarını kitapla buluşacaklarını tahmin ediyorum.

İstiklâl Savaşı’nın önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı Mustafa Kemal Paşa ve icraatları hakkında Türk toplumunun bildikleri tabiri caizse devede kulak mesabesindedir. Neredeyse ortalama bir vatandaş bile Paşa’yı heykelleri dışında pek bir fazla bilmeyecek durumdadır.[3] Ciddi eğitim almış, belli formasyondan geçmiş eğitimlilerimizin çok önemli bir kesimi dahi ilkokul seviyesindeki “Atatürk, ülkemizi düşmanlardan kurtardı” sözünün dışında maalesef bir şey söyleyemiyor.


Mustafa Kemal Paşa, hakkında araştırma, inceleme, biyografi, söyleşi, hatıra vs. alanlarda hakkında binlerce makale ve kitap yazılmıştır. Ülkemizde karikatüristlerin diliyle Mustafa Kemal Paşa’yı okumak isteyenlere salık verilebilecek kaynak eser yok denilecek kadar azdır. Bu alanda yayınlanmış, çok önemli bir boşluğu dolduracağını umut ettiğim bir esere sözü getirmek istiyorum. Yazar, İsmail Şen’in ilk olarak 2003’te yayınladığı “Asi’den Gazi’ye Karikatürlerde Atatürk: 1919–1938” isimli çalışması hakkında bu yazıda bazı değerlendirmelerde bulunacağım.[4]

Kitapta Mustafa Kemal Paşa’nın 1919 ile 1938 yılları arasında muhtelif gazete ve dergilerde yayımlanan 245 karikatürü bulunmaktadır. Şen, bu çalışmayı yapmak için dönemin özellikle de mizah dergilerinin tamamına ulaşmaya çalışır. 31 süreli yayın taranarak hazırlanan eserde bazı dergilerin hiçbir sayısına, bazılarının da çok önemli sayılarına ulaşamadığını belirtir. 

Her karikatürün künyesi verilir. Bazı karikatürler imzasız çıkar. Karikatürlerin yanında genişçe açıklamalar mevcuttur. Ayrıca karikatürler hakkında geniş değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Bunun yanında yayınlanan mizah dergileri, karikatüristler ve karikatürlere konu olan biyografiler ile dönemin olay kavramları hakkında doyurucu bilgiler sunulmaktadır.


Karikatürlerin ezici bir çoğunluğu İstanbul’da yayınlanmıştır. Çok önemli bir bölümü de Milli Mücadele ve akabindeki Cumhuriyet’in ilk yıllarına tekabül eder. Paşa’ya ait ilk karikatür Aka Gündüz tarafından çizilip 10 Ocak 1920’de Alay’da yayınlanır. Son karikatür ise Türkiye İran dostluğu üzerine Akbaba’da 1934’te çıkar. Atatürk’ün vefatı sonrası da Atatürksüz Cumhuriyet’e yönelik iki karikatür bulunmaktadır.

Karikatürist ve dergilerin kahir ekseriyeti Milli Mücadele lehine saf tutmuştur. Refik Halid’in Aydede’sinde Milli Mücadele’nin aleyhinde bir tavır takınılmaktadır. İbrenin tersine dönmesiyle birlikte Aydede dergisinin de Milli Mücadele taraftarı bir çizgiye kaydığı gözlerden kaçmaz. Karikatürlerde İstiklal Savaşı’nın lideri Mustafa Kemal Paşa tam bir kahramandır. Paşa karikatürlerde yerine göre diş çeker, şut çeker, kulak çeker, kılıç biler, düşmanı tekmeler, harman döver, sakal tıraşı eder, boks ve güreş yapar. Düşmanın boyunun ölçüsünü alır. Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Milli Mücadele’nin kazanılmasına yönelik işgal altındaki İstanbul’da çıkarılan gazete ve dergilerin gayretleri çok önemlidir. 

Örneğin Sedat Simavi’nin çıkarmış olduğu Güleryüz Dergisi’nin 5 Mayıs 1921 tarihli ilk sayısının kapağında çizilen karikatürde paşa oldukça karizmatiktir. Karikatürün altında yazılan şu dörtlük, halkı Milli Mücadele etrafında kenetlemeye bir çağrıdır:

“Nabzında bir iman vuran kanınla
Bu ziya görmeyen ufka yükseldin
Bilmem ki semadan yüksek alnınla
Güneşin doğduğu yerden mi geldin.” (s.48)

     Karikatürlerde özellikle de galibiyet sonrası zafer sarhoşluğu oldukça fazladır. Yunan yenilgisi hakkında iğneleme çok yoğundur. Karikatürlerin yıllara ve olaylara göre dağılımı çok dağınıktır. Milli Mücadele ve sonrası yıllara ait oldukça fazla karikatür vardır. Cumhuriyet’in kurulup inkılâpların yerleşmesine yönelik epey karikatür bulunmaktadır. Bilindiği üzre Paşa’nın ilk kez 1926’da heykeli dikilir. Bununla ilgili de bir karikatür vardır. Paşa’nın karikatürüyle birlikte karikatürlerdeki Mustafa Kemal Paşa artık resme doğru yol alır. Partiler üstü, dış olaylarla ilgili konulara göre karikatüristlerin konuğu olur. Tek Adam olduğu reel politikada ispatlandıktan sonra her geçen yıl karikatürler azalır. 30 sonrası sadece 4 karikatür vardır. Yazar bu durumu sorgulamaya çalışır. Özelikle de harf Devrimi sonrası basın yayın organlarının ciddi tiraj kaybına uğraması sonrası birçok gazete ve dergi kapıya kilit vurduğunu, bundan en çok da mizah dergilerin yara aldığını söyler. 


      Kahraman Gazi, bilindiği gibi ileriki yıllarda bir tabu haline gelir. Kişiliği ve fikirleri hakkında çok açık bir şekilde vasiyeti olarak yorumlanabilecek “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.” sözü bazı kesimlerce görmezlikten gelindi. Böylesi bir yanlış Atatürk ve Atatürkçülük algısının ilk izleri sayılabilecek birkaç karikatür vardır. Mustafa Kemal’in artık dokunulmazlık zırhına büründüğünü ima eden bir karikatür mevcuttur.(s.211) 5 Mart 1924 tarihli Karagöz dergisinde Mustafa Kemal Paşa’nın muhtemelen mecliste yaptığı bir konuşmayı eline alan Karagöz aynen şunları söylemektedir: “Müsaade et, ağzını öpeyim paşam. Ben muskaya aldırmam ama, bu nutkunu muska yapıp boynumda taşıyacağım.-muskanın üzerinde “Nutuk” yazmaktadır.-“ (s.228)

      İç politikayla ilgili oldukça fazla karikatür bulunmaktadır. Lozan’ın ve Cumhuriyet’in bir an önce neticelenmesi beklenmektedir. Karikatürlerde sık vurgulanan bazı kavramlar da şöyledir. Cumhuriyet bebeğe, fidana; işgal altındaki İzmir üzüme benzetilmiştir. Hıristiyan ileri gelenleri ve Kral Konstantin’eye çorbacı denilmektedir.

      Karikatürlerde Atatürk’e yönelik doğrudan eleştiri yok denilecek kadar azdır. Olan eleştirilerde de stratejik olarak zamanlama anlamında bazı eleştiriler vardır. Atatürk’ün çevresine yönelik de çok küçük ama önemli eleştiriler de mevcuttur. Ratip Tahir imzalı 1 Ekim 1924’te Akbaba’da yayımlanan bir karikatür zaferi istismar edenleri çok güzel işaret eder. Karikatür Dumlupınar Zaferi’nin yıl dönümü münasebetiyle çizilmiştir. Ortada Mustafa Kemal Paşa altında “zaferi kazandıran”, sağında Karabekir Paşa ve bazı Milli Mücadele’nin önemli komutanlarından bazılarının altında “zaferi kazananlar”, solunda da tam olarak ikisinin kim olduğu belli olmayan, diğer ikisinin de kim olduğunu anlayamadığım, 4 kişinin altında da “zaferden kazananlar” şeklinde yazar. (s.234) [5]

     Yazarın da belirttiği gibi okuma yazma oranın çok düşük olduğu bir dönemde Milli Mücadele’nin zafer haberlerini bekleyen vatanseverlere, mücadelenin kazanılmasına yönelik kamuoyu oluşturmada karikatürler çok önemli bir görevi yerine getirmiştir. Öbür taraftan Karikatürler eşliğinde Mustafa Kemal Paşa ve özellikle de Cumhuriyet’in ilk on yılı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için eserin vazgeçilmez önemde olduğu kanaatindeyim.


[1] Bu konuda istifade ettiğim derli toplu bir kaynağı tavsiye edebilirim. (Mehmet Nuri Yardım, Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları, 316 sayfa, 4. Baskı, 2003, İstanbul, Nesil Yayınları)
[2] Prof. İlber Ortaylı, bir konuşmasında öğrencilerin ders yüklerinin fazlalığı ve sınav şartlarının her geçen gün ağırlaşması hakkında düşüncelerini beyan ederken ilginç bir örnek vermişti. İstanbul Teknik Üniversitesi’ni 50–60 yıl önce dereceyle kazanan ve bitiren merhum Necmettin Erbakan ve Turgut Özal, Süleyman Demirel gibi politika ve devlet adamlarının dahi bugünün şartlarında bu üniversiteleri muhtemelen kazanamayacağını iddia etmişti.
[3] Heykeller üzerinden bilgi sahibi olmada bazen karışıklıklar olabiliyor. Atatürk heykelleri ile ilgili güzel bir hikâyeyi burada anlatmadan geçemeyeceğim. Bilindiği üzre Kırşehir’de ünlü sanatçı Şemsi Yastıman’ın elinde sazlı bir heykeli mevcuttur. Gariban, vatandaşın birisi bu heykeli ilk kez gördüğünde oldukça şaşırır, şu ilginç yorumu yapar: “Allah Allah Atatürk saz da mı çalarmış? Bunu vallahi bilmiyordum.”
[4] İsmail Şen, Asi’den Gazi’ye Karikatürlerde Atatürk: 1919–1938: Atatürk’ün Yaşadığı Dönemde Yayınlanan Karikatürlerinden Yansıyan Tarih, 383 sayfa, 2. baskı, 2010, İstanbul, Sarnıç Yayınları, www.sarnic.com.tr
[5] Yakup Kadri’nin hatıralarında bu mealde eleştiriler mevcuttur. Bu konuda yazar Kadri şöyle bir yorumda bulunur: “Kurtuluş Savaşımız sona erer ermez ön safta, orta safta, arka safta mücadeleye karışmış olanlar aralarında, zafer ganimetlerini paylaşma kavgalarını andırır bir şeref, derece ve makam rekabetine girişmişlerdir. Eğer bu rekabetler siyasi çekişmeler sınırını aşarak, yukarıda adı geçen kumandanlar arasında, bir askeri çatışma halini alsaydı- ki, Atatürk Büyük Nutuk’unda bir an gelip böyle bir tehlikenin belirmeye başladığını ifade eder- Türk Devleti bir “Tevaif-i Mülük” parçalanması akıbetine uğrayabilirdi. (Yakup Kadri, Politikada 45 Yıl, s.77, 3. Basım, 1999 İstanbul, İletişim Yayınları)
[6] Yazar İsmail Sarnıç’ın kurduğu, www.karikaturlerdeataturk.com isimli siteden söz konusu karikatürlerden 41’ine ulaşılabilir. 





7 Şubat 2011 Pazartesi

AVRUPALI KARİKATÜRİSTLERE GÖRE ABDÜLHAMİD VE OSMANLI DEVLETİ


                                                                            
        Sultan Abdülhamid döneminin siyasî, kültürel ve sosyal olaylarının Avrupa’daki yankılarıyla ilgili gerek ülkemizde gerekse Avrupa’da birçok hatıra, araştırma-inceleme ve akademik türde eserlerin yoğunluğu dikkat çekmektedir. Osmanlı Devleti’nin bu kritik dönemiyle ilgili, Avrupalı karikatüristlerin gözüyle “Abdülhamid dönemi Osmanlı Devleti”ne bakmak isteyenlere çok ciddi bir eseri salık verebilirim.

        Sözü uzatmadan yazara ve kitaba geçersek; akademisyen Necmettin Alkan’ın 2006 yılında yayımlanan, “Avrupa Karikatürlerinde II. Abdülhamid ve Osmanlı İmajı”[1] kitabı hakkında bir yazı hazırlamayı uygun buldum.

Alkan, önsöz ve giriş bölümünden sonra “Tarihçilik Açısından Karikatür” ve “Sultan II. Abdülhamid’e Dair” isimli başlıklarında konuyu kısa ve özlü bir şekilde açıklar. Daha sonra sırayı kitabın ana konusu olan “Karikatürlerin Anlattıkları” bölümüne getirir. Osmanlı ve Abdülhamid ile ilgili dönemin Avrupa’sının birçok başkent ve önemli şehrinde yayımlanan 141 karikatür, masaya yatırılır. Yazar, alıntılanan her karikatürün önce detaylı bir tasvirini yapar. Akabinde de karikatürün çizildiği tarihi şartları göz önünde bulundurarak tarihi gelişmelere uyup uymadığı, verilmek istenen ana ve yan fikirleri sorgular. Çizilen karikatürlerin arka ve tarihi temelleri irdelenmeye çalışılır. Yazar, kitabın 10 sayfalık “Sonuç ve Değerlendirme” bölümünde ise bütün karikatürler üzerinden kalıcı, keskin ve ciddi tahliller yapar. Tabii ki bu tahliller aynı zamanda çalışmanın özünü oluşturmaktadır.

BİR OKUR OLARAK KARİKATÜRLERDEN ANLADIKLARIM

Karikatürlerin konusunu; “Ermeni, Bulgaristan, Makedonya ve Girit Olayları”, “93 Harbi, Japonya-Rus Savaşı(1904–1905) ve Osmanlı-Yunanistan Savaşı (1897)”, “Kanûn-u Esasî İlanı, Mithat Paşa ve Jöntürk İhtilalı, “Abdülhamid’in şahsı ve tahtan indirilmesi”, “Avrupa’nın Siyasî haritası, Büyük Devletler ve Osmanlı Devleti”, “Almanya-Osmanlı İlişkileri” ve muhtelif karikatürler oluşturmaktadır. Karikatürün yayınlandığı tarihe, ülkeye göre kahramanları haliyle değişmektedir. Ama nedense Osmanlı imajı neredeyse değişmemektedir.


 Öncelikle karikatürlerin kahramanları olan Osmanlı haricindeki ülkelerin özelliklerini sıralayalım. Karikatürlerde genelde Rusya, daha sonra da küçük Balkan ülkeleri Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan; Osmanlı’nın baş düşmanı olarak dikkat çekmektedir. Rusya’nın Balkan devletlerini ya da Osmanlı Devleti’nden ayrılma yolunda çırpınan sorunlu bölgeleri Osmanlı’nın aleyhine kışkırtan tavrı belirgindir. 19. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’daki uluslararası denge siyasetine göre Avrupa’nın güçlü ülkeleri arasında inanılmaz mücadele vardır. Almanya-Osmanlı ilişkilerindeki yakınlık dolayısıyla diğer Avrupa ülkelerinin bazıları bu yakınlığa eleştirel bakmıştır. Diğer yandan bütün Avrupa ülkelerinin içerisinde Türkiye’ye en az düşmanlık sezilen ülke olarak Almanya gelmektedir. Karikatürlerin çoğunda Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ gibi Balkan ülkeleri ikinci, üçüncü sınıf ülke statüsünde görülmektedir. Dolayısıyla karikatürlerde buna yönelik roller verilmektedir. Avusturya’da çıkan karikatürler diğerlerine oranla gerçeğe biraz daha yakın gözükmektedir. Osmanlı Devleti ile aralarında sıcak gelişmeler olan ülkelerde yayınlanan karikatürlerde Osmanlı figürü daha acımasız durmaktadır. Hatta bu karikatürlerde propaganda belirgindir. Örneğin Teselya Savaşı döneminde Yunanistan’da çıkan bir karikatürde Abdülhamid bir eşeğe benzetilmiştir. Karikatürlerde İngiltere’yi sembolize eden, verilen rolleri oynayan karakter genellikle John Bull tiplemesidir. Berlin Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nde sorun olmaya başlayan Ermeni meselesiyle ilgili sadece 2 karikatürün olması dikkat çekmektedir. Genelde Osmanlı’nın, komşusu olan küçük devletler ile yaşadığı sorunlarda ya da Osmanlı’nın kangrenleşmiş sorunlarının çözümünde İngiltere ve Rusya ya da Avrupa hakem rolündedir. Karikatürlerde çok yaygın olmasa da Avrupa güzel bir kadına, Rusya ayıya, Balkan ülkeleri köpeğe benzetilmektedir. Karikatürlerde dönemin en güçlü Avrupa ülkelerinden olan Fransa’nın siyasi ağırlığının karşılığı çok cılız kalmaktadır. Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle yurtdışında yayımlanan karikatürlerin bazılarında, yer yer abartılarak ülkede çok köklü değişiklikler olabileceğini, ama neredeyse karikatürlerin çoğunda gerçek anlamda hiçbir değişiklik olmayacağını vurgular.

GELELİM OSMANLI CEPHESİNE

Bizim için çok önemli olan karikatürlerdeki Osmanlı cephesine gelince durum hiç de iç açıcı değildir. Kitabı okurken Osmanlı Devleti’nin düşmüş olduğu durum karşısında “Kurt kocarsa çakalın maskarası olur.” atasözü aklıma düştü. Osmanlı Devleti ve Sultan Abdülhamid’e ne kadar olumsuz anlam varsa yüklenmiştir. Karikatürlerdeki Türk tipinin bazısı doğrudan Sultan Abdülhamid’dir. Diğerleri de kılık kıyafetiyle Türk tiplemesiyle Sultana benzetilmektedir. Osmanlı İmajı ve Sultanı hakkındaki olumsuz anlamlarla dolu karikatürlerdeki Türk, Osmanlı ve Sultan figürlerindeki çeşitlilik oldukça fazladır. Bunlardan oldukça uzun bir liste oluşturabiliriz. Boğazına sicim geçirilen Türk’ten, avcı tarafından yaralanan ceylana; kütüğe kafası yatırılıp kesilmek üzere olan Osmanlı’dan, medeniyet öğrenmeye çalışan tembel Türk öğrenciye; Padişahının ağzından salya akan, uyuz ve cılız eşekten, ayı tarafından yenilmek üzere olan tavşana; şahinler tarafından parçalanan attan, yabancıların elinde kocaman makasla yününü kesme adı altında kendisini kesmeye çalıştıkları koyuna kadar Türk ve Osmanlı birçok şeye benzetilmiştir.


Karikatürlerde genellikle Osmanlı Devleti yaşlı, aciz, ne yapacağını şaşırmış, düşmanlarına karşı mücadele gücünü yitirmiş, hasta adama benzetilmektedir. Bazı karikatürlerde ayağı, kolu, başı tedavi edilmek amacıyla testere ve bıçakla kesilmiş ya da kesilmeyi bekleyen kişiye benzetilmiştir. Tabii söylemeye gerek yoktur. Doktor ve hemşire figürleri hep Avrupa ve Avrupa’nın güçlü ülkeleri olmaktadır. Ayağından birisi kesilmiş, diğeri de kesildiği takdirde kurtulacağını söyleyen sözde yardım eden arkadaşların anlatıldığı karikatürde kesilen yerler bağımsızlığına kavuşan Sırbistan, Yunanistan, Karadağ gibi ülkelere tekabül ederken, sağlam olan ve kesilmesi öngörülen bacağın üzerinde de Makedonya yazmaktadır. Kazanda muhtelif devletler tarafından pişirilen büyükçe but parçası da Osmanlı’ya benzetilmektedir. Osmanlı’yı temsil eden halının birçok ülke tarafından parçalanmaya çalışılması ve bunların kimler olduğu belli olan karikatür ise Osmanlı’nın akıbetini göstermektedir. Yine bir karikatürde çaresizlik içerisindeki Türk’ün Avrupa ülkelerinden yardım istediği ve hatta dilendiği görülmektedir.


Karikatürlerdeki Abdülhamid imajının da olumsuzluklar içerdiğini fakat Türk ve Osmanlı imajına göre biraz daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin ortalama Türk tiplemesinden bahseden iki karikatür içerik olarak birbirine çok benzemektedir.(s.50,70) Türk figürü, ilkinde Osmanlı’yı parçalamaya yönelik ekibin bir adım gerisinde olanları ve olacakları çaresizce izlemekte, diğerinde ise aynı pozisyonda pencereden çaresizce izlemektedir. Oysaki Karikatürlerde yer yer Abdülhamid, denge siyasetini güden, oyalama taktiğini yapan, uyanık olan, çözüme yönelik batılıların önerilerine şüpheyle bakan kişidir. Ülkemizde Abdülhamid hakkında söylenen Kızıl Sultan adını çıkaranların yabancılar olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Karikatürlerin hiçbir yerinde Kızıl Sultan geçmemektedir.

Karikatürlerin bazılarında da Türk gayet sağlıklı, dinç gözükmektedir. Yazarın da belirttiği gibi Osmanlı’nın Makedonya ve Ermeni Sorunu gibi kangrenleşmiş sorunların çözümüne yönelik şiddet uygulamaya başlamasıyla ilgili dönemleri anlattığı karikatürlerde dinç ve sağlıklı Türk karşımıza çıkmaktadır. Küçük ve önemli bir ayrıntıyı es geçmeyeceğim. 1887 yılında Zürih’te yayımlanan bir karikatürde hasta adamdan bahsedilirken Makedonya ve Bulgaristan’ın güney kısmından itibaren balkanların bir bölümünü de “Türkiye” denmektedir.(s.28) Osmanlı’ya yönelik tiplerin çoğunda kadınlara olan düşkünlük ile tütün tiryakiliği belirtilir.
 
2006 yılında Danimarka’da Peygamberimiz hakkında yayınlanan bir karikatür başta İslam ülkeleri ve birçok ülkede tepki toplamıştı. Kitaptan öğreniyoruz ki 1881 yılında Viyana’da yayımlanan bir karikatürde de Hz. Muhammed geçmektedir. Başında fesi ile Müslümanların ilahı gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.(s.298) Bilmiyorum Batı’nın bilinçaltında bazı şeylerin değişmediğini söylemeye gerek var mıdır?



Batan Gemi
 Abdülhamid: “Her şey benden kaçıyor. Sadece fareler batan gemiyi henüz daha terk etmiyorlar.”
 Der Floh, Viyana, 1877

DEĞERLENDİRME

Osmanlı Devleti’nin Abdülhamid dönemini konu alan, Avrupa’nın birçok başkent ve önemli şehrinde yayımlanan karikatürlerden 141’i seçilerek, bu karikatürlerin tasviri yapılarak, karikatürler yorumlanmıştır. Yazar, hem karikatürlerin yayınlandığı dönemin küçük bir fotoğrafını çekmeye çalışmış hem de tarihi gerçeklerle ne derece örtüştüğünü tahlil etmiştir. Çalışmanın sonunda da karikatürler üzerinden değerlendirme ve sonuca ulaşmıştır. Karikatürlerin yayınlandığı ülkeler ve karikatürlerdeki roller değişmesine rağmen; neredeyse Avrupa’da yayımlanan her ülkede Osmanlı, Türk ve Abdülhamid imajındaki olumsuz vurgu  değişmemektedir. Söz konusu bu algının tarihi ve zihni alt yapısı sorgulanarak bazı sonuçlara ulaşır. Bu sonuçlardan en önemlisini belirtmek için sözü Alkan’a bırakmak durumundayım: “Bu kitapta geçen karikatürler, her ne kadar takriben 100-130 yıl öncesine ait olaylarla alakalı olsalar da, aslında günümüze bakan oldukça ilginç ipuçları da ihtiva etmekteler. Çeşitli Avrupa devletlerine mensup o günkü karikatürcüler ile bugünkülerin Türkiye ve İslam devletleriyle ilgili çizgilerinin belli noktalarda örtüştükleri aşikârdır. Eleştirilen, hafife alınan ve kendilerinden ayrılanların farklılıklarını ortaya koyarken kullandıkları sembollerde bir süreklilik söz konusudur. Aradan yüzyıllar geçse de toplumların; toplumları meydana getiren fertlerin birbirlerine bakışlarında ve yaklaşımlarında çok ciddi bir değişim olmaz; ana unsur neyse, o şekilde devam eder. Ana unsurdan kasıt ise, uzun bir tarihi süreçte karşıdakilerle doğrudan tecrübeler sonucunda oluşan ve merkeze yerleştirilen değerlendirmede asıl olan farklılıklardır.”(s.322)

Bazı  karikatüristlerin öngörülerinin ileriki yıllarda gerçekleştiğini görüyoruz. Yazar bu karikatüristlerin tahmin ve değerlendirme gücünün başarısını vurgular. Örneğin 1877’de Bologno’da çizilen karikatürde bir papağan Avrupa’nın geleceğiyle ilgili muhtelif kehanetlerde bulunur. Haritada Mora üzerinde bulunan Yunan tiplemesi yönünü Arnavutluk ve Teselya bölgesinde otlamakta olan keçi ve koyunlara dönerek bunları yemek için fırsat kollar. 1897’de patlak verecek Teselya Savaşı’nın kokusunu 20 yıl önce alan bu karikatüristin basiretinin şüphesiz takdir edilmesi gerekir. Yine 1897’de Yunanistan’da yayımlanan bir karikatürde Girit’in eninde sonunda Türkiye’nin elinden çıkacağını açık açık anlatmaya çalışır. Karikatürlere kitabın çoğunluğunda olumsuz yaklaşılmıştır. Bu tespit ve tahliler doğru olmakla birlikte madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekir diye düşünüyorum. Bazı karikatürlerde bir karikatürün içerisinde birçok olay anlatılmaktadır. Dolayısıyla birçok ana ve yardımcı fikir verilmek istenmektedir. Özellikle yardımcı fikirlerin önemli kısmının tarihi gerçekle uyuştuğunu söyleyebiliriz. Bütün önyargılara, bilinç altındaki Türk düşmanlığına, ulusal çıkarlarına rağmen; bizim dile getirmekten çekindiğimiz acı ve zehirli hakikatleri kendileri çok güzel ifade etmişlerdir. Karikatüristlerin hatırı sayılır bir kesimi amma kendi çıkarları ve beklentileri için amma başka sebepler için olsun Osmanlı’nın akıbetinin hüsranla sonuçlanacağını tahmin etmişlerdir.

 Gerek Osmanlı aydını gerek günümüz aydınının çok ciddi bir kesimi tahminlerini temenni ile karıştırmaktadır. Olması muhtemel olay ve olgulara hep iyimser taraftan yaklaşmaktadır. Aydınlarımız kötü senoryaların olma ihtimalini bile göz önünde bulundurmamaya çalışıyor. Bunun için Balkan Savaşı’nın başlamasından bir hafta önce Hariciye Bakanımız “Balkanlar avucumuzun içerisindedir. Buralarda savaş olmaz.” diyor. İzmir’in Yunanlılar tarafından birkaç saate kadar işgal edileceği haberi Sadrazam ve Dahiliye Nazırı’na ulaştığında, inanmayacaktır. Çünkü Yunanistan’ın Türkiye’ye saldırma olasılığını hesaba katmıyordur. [2]

Diğer taraftan karikatüristlerin entelektüel birikimlerini dikkate aldığımızda bizdeki emsallerinden kat be kat üstün olduğunu söylemek boynumuzun borcudur. Bu karikatürleri silkelediğimizde tarih, uluslararası ilişkiler, siyaset, sosyoloji düşmeyeceğini kim söyleyebilir?

 “Bir resim bin sözcükten daha fazlasını söyler.” Alman Atasözünden hareketle bu kitabın, konuyla ilgili diğer araştırma kitaplarına göre daha çekici ve öğretici  olduğunu ifade etmek durumundayız. Bu eseri okuyanların Abdulhamid dönemi hakkında bir kitap ile elde edilemeyecek kadar bilgi sahibi olabileceklerini düşünmekteyim. Son olarak kitabın alanında dünyada sınırlı birkaç eser arasında, Türkiye’de ise ilk olmasını göz önününde bulundurarak yazarı tebrik eder, başarılı çalışmalarının devamını dilerim.


[1] Necmettin Alkan,Avrupa Karikatürlerinde II. Abdülhamid ve Osmanlı İmajı, 328 s., 2006, İstanbul, Selis Kitapları
{2] Refik Halid Karay’ın hatıralarında anlattığı olay şöyle gelişir. Karay, Mütareke Döneminde Posta Telgraf Genel Müdürü’dür. İzmir Posta Telgraf Başmüdür Vekili Naşit Beyden “Birkaç saate kadar Yunan Ordusunun şehri işgal edeceğini Maliye Müfettişi Muvaffak beyden şimdi haber aldığını…” belirten telgrafı alır almaz soluğu Sadrazam ve Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Beyin yanında alır. Bu telgrafa inanmazlar. Hatta İzmir Valisine şifreli telgrafla, “Tahrik edici ve heyecan verici haberlerde bulunan müfettiş Muvaffak beyin derhal tevkif ve İstanbul’a gözaltına yollanmasını..” emrederler. Karay, bu duruma çok şaşırır. Gelen telgrafın arkasından Amiral Galtrop’un notasının akıllarını başlarına getirdiğini söyler.(Refik Halid Karay, Minelbab İlelmihrab: Mütareke Devri Anıları, s.139, 1992, İstanbul, İnkılâp Kitabevi)